Şizofreni nedir ve nasıl bir hastalıktır?
Şizofreni, düşüncelerin bozulduğu ve hatalı algılamaların bulunduğu, bazı duyguların yoğunlaştığı, bazılarının ifadelerinin eksikleştiği, davranışlarda bozulmaların olduğu bir bozukluktur. Şizofrenik durumda sanrılar (tuhaf inanç) ve varsanılar (halüsinasyon) adeta kişinin hayatını istila edebilir. Bu tuhaf inançların kişinin sosyal hayatında olumsuz sonuçları olur. Yakın ilişkiler kurmakta zorluk, özgüven problemleri, yalnızlaşma gibi birçok zorluğa yol açar. Duygu, düşünce ve davranış alanlarında bozulmalar, işlevselliği büyük ölçüde bozar.
Şizofreninin başlıca belirtileri nelerdir?
Şizofreni hastalığının başlıca dört temel belirtisi vardır. Bunlar:
- Düşüncelerle ilgili bozulmalar: Düşüncenin akışındaki yani çağrışımlardaki bozulmalar, düşünce kopmaları, bloklar ve bunların konuşmaya yansımalarıdır. Konuşma hızının artması, perseverasyonlar dediğimiz tekrarlayıcı kelimeler veya cümleler ve konuşmanın yer yer durması halleridir (bloklar). Düşüncenin içeriğindeki en temel bozukluklar hezeyanlı düşüncelerdir (sanrılar, delüzyonlar). Bu hezeyanların en sıklıkla gördüğümüz türü kötülük görme (perseküsyon) hezeyanlarıdır. Dini (mistik), büyüsel (majik), hak arama ve somatik hezeyanlar da vardır.
- Algılamayla ilgili bozulmalar: Bu bozulma çeşidi, var olan beş duyumuz ile de ilgili olabilir. Şizofreni hastalığında en sıklıkla işitme halüsinasyonlarına (varsanılar) rastlarız. Ayrıca görsel, koku, tat ve dokunmayla ilgili halüsinasyonlara da rastlanır.
- Duygulanım ile ilgili bozulmalar: Şizofreni hastalığında en sıklıkla gördüğümüz duygulanım bozulması sığ ve düzleşmiş-künt affect şeklindedir. Ayrıca affektif discordance (uygunsuzluk) yani yersiz ve zamansız neşelenmeler, gülmeler yine neşeli olunacak durumlarda keder ve ağlamalar görülebilir. Ek olarak disforik affect ve panik derecesine varan anksiyeteye de sıkça rastlanır.
- Otizm dediğimiz içe kapanma halleri: Şizofreni hastalığında toplumsal yaşamdan uzaklaşma, sosyal çekilme, içe kapanma ve kendi otistik dünyasındaki nesnelerle halüsinasyonları aracılığıyla iletişimde olma halidir.
Şizofreni kimlerde daha sık görülür?
Şizofrenik bozukluğun görülmesi sıklığı cinsiyet, sosyo-kültürel yapı, genetik etmenler, demografik özellikler gibi etkenlerle değişmektedir.
- Şizofrenik bozukluk, yeryüzündeki bütün toplumlarda hemen hemen aynı sıklıkta ve %0.8 ile %1 arasında görülür. Erkekler ve kadınlar arasında yaklaşık olarak aynı sıklıkta rastlanır. Son yıllarda yapılan incelemelerde hastalığın erkeklerde kadınlara oranla daha sık görüldüğü bildirilmiştir. Başlangıç yaşı erkeklerde 15-25 yaşlar arasında olduğu halde kadınlarda 25-35 yaşları arasındadır.
- Şizofrenik Bozukluk, soy geçmişinde şizofreni hastası bulunan ailelerde daha sık görülmektedir. Bu da hastalığın kalıtsal olabileceği yolundaki araştırmalara ilgiyi artırmaktadır.
- Annenin gebeliğin ilk üç ayında geçirdiği enfeksiyon hastalıkları doğacak çocuğun şizofreni olma riskini artırır.
- Hastaların alt sosyo-kültürel yapıda ve toplumdan izole yaşamaları şizofreni riskini artırır.
- Zeka düzeyinde azalma şizofreni olma riskiyle ilişkilendirilir.
- Şizoid ve şizotipal kişilik özellerine sahip kişilerde şizofreni olma oranı artar.
- Evlenmemiş olanlarda evli olanlara göre daha sıklıkla görülür.
- Stresli yaşam olayları yaşayanlarda ve göçmen olmaya mecbur kalanlarda daha sık görülür.
Şizofreninin erken teşhisi mümkün müdür?
Çocukluğun ilk yıllarında aile içinde stresli ve travmatik durumlara şahit olan çocuklarda, anne-baba tutumlarında çocuğun aynı davranışına birbirine zıt tepkiler veren ailelerin çocuklarında gelecekte şizofreni hastası olma riski artacaktır. Ayrıca çocuğun mental gelişiminin yavaş olduğu durumlarda da gelecekte şizofreni hastası olma ihtimali artar.
Şizofreninin nedenleri nelerdir? (Genetik, çevresel, nörolojik faktörler)
Şizofreni hastalığının etiyolojisinde biyopsikososyal etmenler rol oynamaktadır.
- Biyolojik etmenler: Kalıtım, beynin yapısal, nörokimyasal, nörofizyolojik, nörodejeneratif bozuklukları, gebelik ve doğum sırasındaki enfeksiyonlar ve doğum travmaları olarak sıralanabilir.
- Psikolojik etmenler: Stresli ve travmatik çocukluk yılları, çocuğun psikoseksüel gelişim basamaklarında yaşadığı fiksasyonlar (saplanmalar), içedönük bir mizaca sahip olma, alt sosyoekonomik düzeydeki ailede büyüyor olmak vb. etmenler sıralanabilir.
- Sosyal etmenler: Çocukluk ve yetişkinlikte izole bir ailede veya grupta yaşıyor olmak, zorunlu göçmen olmak gibi etmenler sıralanabilir.
Şizofreni tedavisinde kullanılan yöntemler nelerdir?
Şizofreni tedavisinde psikoz iyileştiren ilaç tedavileri, Elektrokonvülsif tedaviler (EKT), psikososyal tedavi (destekleyici psikoterapi, sosyal beceri eğitimi, aile terapisi, psikoeğitim vb.) ve gerektiğinde hastane yatışları kullanılan yöntemlerdendir.
Hastaların iyileşmesi ve iyilik hallerinin sürdürülebilmesi için antipsikotik ilaç kullanımı beraberinde destekleyici psikoterapi, psikososyal destek tedavileri ve bu tedavilerin aralıksız sürdürülmesi gereklidir.
Şizofreni tedavisinde ilaç tedavisinin rolü nedir?
Şizofreni hastalığının tedavisinde psikoz iyileştiren (antipsikotik) ilaçların kullanılması en temel tedavi yoludur. Antipsikotik ilaç tedavisine dirençli şizofreni hastalarında antikonvülzan (epilepsi iyileştiren ilaçlar), lityum tuzu ve benzodiazepinler de tedaviye eklenebilir.
Psikiyatristin düzenlediği ilaç tedavisi ile kısmen veya tamamen düzelen şizofreni hastalarının ilaçlarını bırakmamaları ve optimum dozda ilaç tedavisinin yaşam boyu sürdürülmesi hastalığın nükslerinin önlenmesi bakımından çok önemlidir. Aksi halde, şizofreni belirtileri yineler ve hastanın sosyal ve mesleki işlevselliğini yeniden bozar. İlaç bırakmalar sonrasında yaşanan her nüksten sonra hastanın önceki iyileşme düzeylerine gelmesi güçleşir.
Şizofreni tedavisinde psikoterapi ne kadar etkilidir? Şizofreni tedavisinde psikoterapinin rolü ve etkisi nedir?
Şizofrenik durumlarda kişinin gerçekliği değerlendirme yetisinde bozulmalar olur. Kişi korkmuş bir duygudurum içindedir. Dünyayı güvenilmez ve tehlikeli bir yer olarak algılar. Geleneksel terapilerde kişinin hem terapi sürecinde hem de dış dünyada belirsizliğe tahammül kapasitesinin gelişmesini isteriz. Ancak şizofreni hastalarında bunu yapmak, kişinin yaşadığı korku, kaygı duygularını daha da alevler. Bu nedenle destekleyici bir psikoterapi yaklaşımı uygulanır. Bu yaklaşımla, hastanın algılamaları beraberce değerlendirilir. Böylece hastada gerçekçi temeller oluşturulmak hedeflenir.
Destekleyici psikoterapi yaklaşımıyla, psikoeğitsel bir çalışma yürütülür. Psikoza yatkın kişiler duygularla ilgili desteğe ihtiyaç duyabilirler. Hangi duygunun nasıl yaşandığı, nasıl yaşanmayacağı, duygular ve davranışlar arasındaki ayrımın ne olduğu, duygular ve fantezilerin karıştırılmış olma ihtimali gibi konularda derinlemesine çalışma yapılır. Hasta, yanlış kurgularını incelemeye davet edilir.
İlaç kullanımının yanı sıra destekleyici terapiyle yürütülen bir çalışma etkili bir tedavi yöntemi olacaktır.
Şizofreni tedavisinde grup terapisi veya aile terapisi önerilir mi?
Birçok psikiyatrik hastalığın tedavisinde ailenin aktif katılımının olumlu etkisi kanıtlanmıştır. Yapılan araştırmalar, aileyi dışarda bırakan tedavi yöntemlerinin etkisiz olduğunu göstermektedir. Şizofreni hastaları duygularının dışavurumunda zorluk yaşarlar. Dolayısıyla hem grup terapisi hem de aile terapisiyle hastanın kendi duyguları üzerine konuşması; farklı kişilerin davranışlarını, duygularını gözlemlemesi; iletişimin gelişmesi faydalı olacaktır. Unutulmamalıdır ki hastanın ailesinin yüksek duygu dışa vurumu (fazla eleştiri, kavga, aşırı korumacılık vs.) hastanın ataklarını alevlendirmektedir. Aile terapisiyle, hastanın yanı sıra aileye de psikoeğitim verilir ve destekleyici yaklaşım benimsenir.
“Hasta Yakınları ile Gerçekleştirilen Psikodrama Yönelimli Destekleyici-Eğitici Grup Psikoterapisi’nin Kronik Şizofreni Üzerindeki Etkisi” konulu, benim de araştırmacı olarak yer aldığım 1 yıllık izleme çalışması sonuçlarına göre antipsikotik ilaç tedavisiyle birlikte yürütülen destekleyici grup psikoterapileri, şizofreni hastalığının gidişini iyileştirmekte ve nüksleri azaltmaktadır.
Şizofreni tedavisinde klasik ve modern yaklaşımlar nelerdir? (Örneğin, Neurofeedback, TMS, vb.)
Şizofreninin tedavisinde antipsikotik ilaçlardan önce bulunan Elektrokonvülsif Terapi’nin (Elektro Şok-EKT) gerekli durumlarda çok etkili klasik bir tedavi yöntemi olduğu bilinmektedir. Özellikle katatonik şizofreni hastalarında ve postşizofrenik depresyon hastalarında hastanın kendisine ve başkalarına zarar verme riskinin yüksek olduğu durumlarda çok etkin bir tedavi yoludur. Günümüzde kısa süreli genel anestezi altında ve kas gevşemesi yapılarak hastane koşullarında modern bir tedavi yöntemi olarak uygulanmaktadır.
Modern yaklaşımlardan TMS (Transkraniyal Manyetik Stimulasyon) tedavisinin antipsikotik ilaç tedavilerine dirençli hastalarda veya şizofreniyle komorbid depresyon hastalarında yararlı olabileceği düşünülmektedir. Ancak Neurofeedback uygulamasının şizofreni hastalığında belirgin bir yararının olmadığı da bilinmektedir.
Ankara’da şizofreni tedavisi için en iyi klinikler veya uzmanlar kimlerdir?
Özellikle şizofreni hastalarıyla çalışan, hasta-psikiyatrist uyumunu iyi kurabilen, kişiye özgü tedavi planı tasarlayan, hasta ve ailesine psikoeğitim verebilen uzmanlar tercih edilebilir.
Ankara’da şizofreni tedavisi fiyatları ne kadar?
Ankara’da şizofreni tedavisini uygulayacak psikiyatrist ve/veya klinik psikoloğun takdir ettiği seans ücretleri belirleyici olur.
Ankara’da şizofreni tedavisi için randevu süreci nasıldır?
Şizofreni hastalığı için öncelikle bu alanda çalışan bir psikiyatrist bulunmalıdır. Karar verilen psikiyatristin internet sitesinden ya da sosyal medya hesabından muayenehanesinin telefon numarasına ve adres bilgilerine ulaşmak mümkündür. Uygun gün ve saatler gözetilerek bir randevu oluşturulur.
Ankara’da şizofreni tedavisinde bireye özel tedavi planları nasıl hazırlanır?
Bireye özgü tedavi planı yapılırken hastayı, hasta yakınlarını ve sosyal destek kaynaklarını iyi tanımak gereklidir. Hastanın belirtilerine göre antipsikotik ilaç seçimi yapılmalıdır. Yani negatif belirtileri olan bir şizofreni hastasını iyileştirecek bir antipsikotik ilaç, negatif belirtileri olan bir hastaya verilmelidir. Halüsinasyon, hezeyan gibi pozitif belirtilerin olduğu bir hastaya negatif belirtileri iyileştirecek bir ilaç verildiğinde iyileşme sağlanamayabilir. Hasta yakınlarıyla iletişim halinde olmak, hastanın tedavi uyumunu değerlendirmek gereklidir. Ayrıca hastanın durumuna göre tedaviyle iş görebilecek durumda olan hastaları engelli sağlık kurulu raporuna yönlendirmek, engelli KPSS sınavlarına girmesini önermek, mesleğe ve topluma kazandırmak önemlidir.
Şizofreni tedavisi ne kadar sürer?
Şizofreni hastalığı tedavisi hangi tedavi yönteminin uygulandığına, rahatsızlığın şiddetine, süreğenliğine göre değişiklik gösterir. Tedavinin süresi, uygulanacak tedavi yöntemlerine göre değişiklik göstermekle birlikte ilaç tedavisinden alınacak yanıta göre 6 ile 12 hafta içerisinde kısmi düzelme sağlanır. Sonrasında hastalığın akut psikotik bozukluk tanısı ekarte edilip şizofreni teşhisi kesinleştirilince tedavinin nüksleri önleyici optimum ilaç dozlarıyla akut alevlenmelerin önlenmesi amacıyla uzun yıllar sürdürülmesi gerekir.
Şizofreni tedavisi sonucunda kalıcı iyileşme sağlanabilir mi?
Şizofreni tedavisinde iyileşme konusu objektif (nesnel) iyileşme ve subjektif (öznel) iyileşme olarak ele alınmalıdır.
- Bu çerçevede nesnel iyileşme; hezeyanlar, halüsinasyonlar, dezorganize davranışlar ve içe kapanma gibi pozitif ve negatif belirtilerin ortadan kalkması ve hastanın hastalanmadan önceki işlevsellik düzeyine kavuşması şeklinde tanımlanabilir. Nesnel iyileşmeden beklentimiz hastanın sosyal ve mesleki işlevselliğine dönmüş olması, bağımsız yaşayabilecek duruma gelmiş olması, eğlence etkinliklerine katılabiliyor olması ve tat alabiliyor olmasıdır. Bu durumların 2 yıldan daha uzun sürmesi halinde tam nesnel iyileşmeden söz edebiliriz. Birçok bilimsel çalışmada şizofrenide nesnel iyileşme ölçütlerini karşılayan hastaların yüzdesi %15-35 arasında bulunmuştur.
- Şizofreni hastalarında öznel iyileşme kavramı ise; hastalık belirtilerinin tamamen düzelmemiş olmasına rağmen iyileşme umudunun var olması, hastalığı kabullenme ve hastanın tedavide sorumluluk alması temelinde tanımlanabilir. Bu çerçevede hastaların sosyal destek kaynaklarına ulaşabilmesi, toplumdaki damgalamaya karşı koyabilmesi, hastalığı kabullenmesi, tedavide sorumluluk alması ve sosyal ilişkiler geliştirebilmesi önemlidir. Yapılan çalışmalarda öznel iyileşme oranları %22 ile-62 arasında değişmektedir.
Şizofreni tedavisinde hasta yakınlarının rolü nedir?
Şizofreni tedavisinde hastanın yakınlarının da hastalığı kabullenmesi ve sosyal desteklerinin eksik olmaması çok önemlidir. Çünkü hastalığın doğası gereği hasta kişi hasta olduğunu ve ilaç kullanması gerektiğini kabullenmekte zorlanır. İlaçlarını düzenli kullanmasını sağlamak için yakınlarının desteği ve gözetimine ihtiyaç vardır. Ayrıca hasta yakınlarının hastayı stresli durumlardan korumaları, ağır ve sorumluluk gerektiren işlerden muaf tutmaları tavsiye edilir.
Şizofreni tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkileri nelerdir?
Şizofreni tedavisinde kullandığımız antipsikotik grubu ilaçlar beyin kimyasını etkileyen ilaçlar oldukları için bazı yan etkileri ortaya çıkabilir. Bu yan etkileri şöyle sıralayabiliriz:
- Nörolojik yan etkiler: akut distoni (belirli bir kas grubunda ortaya çıkan geçici kasılma), akatizi (huzursuzluk ve yerinde duramama hali), parkinsonizm (tüm vücut kaslarında belirgin kas gerginliği, hareketlerin yavaşlaması, mimiklerin kaybolması vb.), tardiv diskinezi (belirgin kas gruplarında istemsiz hareket bozuklukları)
- Nörolojik olmayan yan etkiler: Endokrin sistem yan etkileri şunlardır: En sıklıkla prolaktin hormonunda artma olur. Bunun sonucunda da memelerde süt bezlerinde faaliyet artımı ve memelerden sıvı gelmesi ortaya çıkabilir. Erkek hastalarda prolaktin artışı cinsel istek azalması şeklinde kendini gösterebilir. Ayrıca troid bezi üzerine de nadiren olumsuz yan etkileri görülebilmektedir. Ek olarak LH ve FSH hormonları üzerine de etkilerinden söz edilebilir. Nörolojik olmayan diğer yan etkiler şöyle sıralanabilir: Kilo artışı yapabilirler, hiperlipidemi ve hiperglisemi yoluyla metabolik sendroma neden olabilirler, ortostatik belirtiler yapabilirler (aniden ayağa kalkıldığında göz kararması, baş dönmesinin olması), ciltte ışığa hassasiyeti artırabilirler ve deri döküntülerine neden olabilirler, gözlerde retina pigmentlerinde değişiklikler, ışığa hassasiyet ve katarakt riskini artırma gibi yan etkiler yapabilirler, mide bağırsak sisteminde ağız kuruluğu, bulantı, gece uykuda salya akması vb. yan etkiler yapabilirler, hematolojik sistemde parçalı kan hücrelerinde belirgin olmak üzere lökosit sayısında azalma yapabilirler, beyin elektrik düzeninde epilepsi eşiğini düşürerek konvülsif bayılma nöbetlerine neden olabilirler, fazlaca sakinlik vererek uyku hali ve uyuşukluk hissi verebilirler, nadiren de Nöroleptik Malign Sendrom adı verilen vücut ısısının kontrol edilemeyen yükselmesi ve bilinç bulanıklığı ve kas yıkımıyla giden nadir bir tabloya da neden olabilirler.
Ayrıca bazı antipsikotik ilaçların bilişsel işlevlerde (bellek, dikkat, yürütücü işlevler vb.) zayıflamaya neden olabileceği de bilinir.
Antipsikotik ilaçlar; anksiyete ve huzursuzluk artışı, akinetik depresyon ve postşizofrenik depresyon tablolarına da neden olabilmektedir.
Yukarıda saydığımız bazıları da korkutucu gibi gözüken bu yan etkilerin hastadan hastaya farklılıklar gösterdiği ve çoğunlukla nadir olarak görüldüklerini de unutmamalıyız. Ayrıca bu yan etkiler, tedaviyi yürüten psikiyatristin yapacağı müdahalelerle kolaylıkla giderilebilirler. Giderilemediği yerde yapılacak ilaç değişikliğiyle ortadan kaldırılabilirler. Bu nedenle şizofreni tedavisindeki ilaç tedavisinin optimum dozlarda ve iyileşme için uzun süreli olması gerektiğini yeniden hatırlatmak isterim.
Şizofreni tedavisi sırasında hastaların yaşam kalitesini artırmak için neler yapılabilir?
Devlet kurumlarının Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri’nde hastaların sosyalleşmesinin sağlanması ve Şizofreni Hastaları ve Hasta Yakınları Dernekleri gibi sivil toplum kuruluşlarında hastaların toplumdan izole olmalarının önlenmesi ve topluma kaynaşmaları hedeflenir. Ankara’daki Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneği, Şizofreni Dernekler Federasyonu gibi kuruluşların çatısı altında hastalar ve hasta yakınları buluşurlar. Hastalıkla ilgili deneyimlerini paylaşırlar. Hastalara sosyal ve mesleki beceriler kazandırma, hastaların sanatçı yönlerinin desteklemesi, sergiler açılması gibi faaliyetlerde bulunurlar. Ankara’daki Mavi At Kafe de şizofreni hastalarının işlettiği, toplumla kaynaştıkları bir mekan olarak güzel bir örnektir.
Şizofreni tedavisine başlamadan önce nelere dikkat edilmelidir?
Tedaviye başlamadan önce hastanın ruhsal muayenesinde gözlenen belirtilerinin içeriğine bakılmalıdır.
Hastanın özgeçmişindeki ek hastalıklarının varlığı göz önünde alınmalıdır. Hastanın soy geçmişinde kalıtsal olabilecek fiziksel ve ruhsal hastalıklar sorgulanmalıdır.
Hastanın psikososyal destek sistemlerinin varlığı ve sürdürülebilirliği incelenmelidir.
Bütün bunlar göz önüne alınarak hastalık belirtilerine en iyi gelecek ilaç seçilmelidir. Çünkü antipsikotik ilaçların bazıları sedasyon sağlayıp uyku getirirken bazıları da uyanıklığı artırıcı özelliklere sahiptirler. Hastanın özgeçmişinde veya soy geçmişinde diyabet hastalığı mevcut ise metabolik sendrom yan etkisi olmayan veya en düşük olan bir antipsikotik seçilmelidir. Hastanın psikososyal destek sistemlerinin güçlendirilmesi, hastaya ve ailesine pikoeğitim verilmesi ve psikiyatrist ile tam bir iş birliği içerinde olmaları çok önemlidir.
Şizofreni tedavisi için alternatif yöntemler nelerdir?
Şizofreni tedavisinde kullanılan diğer yöntemlerin antipsikotik ilaç tedavisine alternatif olması beklenemez. Ancak destekleyici ve farkındalık oluşturan psikoterapiler, Elektrokonvülsif Terapi (EKT) ve TMS gibi uygulamalar kullanılan diğer yöntemlerdendir.
Şizofreni tedavisi gören hastaların yorumları ve deneyimleri nelerdir?
Tedaviyle iyileşen hastalar, çoğunlukla halüsinasyonlu ve hezeyanlı dezorganize davrandığı akut alevlenme dönemlerini net şekilde hatırlayamadıklarını ve neden bunların başına geldiğini anlayamadıklarını söylerler. Bu nedenle de tedavi süreçlerine güvenmeye başlarlar.
Şizofreni tedavisinde stres ve çevresel faktörler nasıl yönetilir?
Şizofreni hastalarının stres yükü altında kaldıkları zaman hastalığın alevlenme ihtimalinin arttığı bilinmektedir. Bu nedenle hastalarımızı stresli durumlardan korumaya çalışmak, stres yükü ağır olan mesleklerden daha hafif işlere yönlendirmek, uyku düzenini sağlamak bakımından vardiyalı işlerden uzak tutmak ve askerlik görevi gibi stresli durumlardan muafiyet sağlanması önemlidir.
Şizofreni tedavisinde kullanılan ilaçlar bağımlılık yapar mı?
Şizofreni hastalığında kullandığımız psikoz iyileştiren ilaçların hiçbirinin bağımlılık yapma riski yoktur. Hastanın durumuna göre tedavide benzodiazepin grubu ilaçların kullanılmasına gerek varsa, bu grup ilaçların bağımlılık riski olduğundan kısa süreli ve/veya psikiyatristin yakın takibinde kullanılmalıdır. Ayrıca klasik antipsikotik ilaçların ekstra pramidal sistem yan etkilerini (kas rijiditesi, distoniler, akatiziler vb.) gidermek için kullanılan bazı antiparkinson ilaçların (biperiden etken maddeli akineton) da bağımlılık yapma riski mevcuttur ve psikiyatristin yakın takibinde kullanılmalıdır.
Ancak yine de gerekli durumlarda hekim tavsiyesine uyularak bağımlılık riski olan ilaçlardan kaçınılmamalıdır.
Tedaviye geç başlanmasının sonuçları nelerdir?
Şizofreni hastalarında tedaviye ne kadar erken başlanırsa hastalığın getireceği yıkımın önlenmesi o kadar kolay olacaktır. Bu nedenle hastalık belirtilerinin fark edildiği ilk andan itibaren tedaviye başlanması hastaların sosyal ve mesleki işlevsellik kaybına uğramalarının önüne geçecektir. Şu da bilinmelidir ki, şizofreni hastalarında ilaç bırakmalar sonucunda gelen akut alevlenmelerin her birinden sonra önceki işlevsellik düzeyine ulaşmaları zorlaşmaktadır.
Şizofreni tedavisinde hangi uzmanlarla çalışılır?
Şizofreni tedavisi psikiyatri alanında çalışan psikiyatri uzmanları, klinik psikologlar, sosyal hizmet uzmanları, psikiyatri hemşireleri ve psikiyatri kliniklerinde çalışan yardımcı personellerden oluşan bir ekip çalışmasını gerektir. Burada ekibin her üyesinin hastaya karşı kendi alanlarıyla ilgili sorumlulukları vardır.
Şizofreni tedavisi sürecinde hasta gizliliği nasıl korunur?
Şizofreni hastalarının hasta gizliliği konusu bütün psikiyatri hastalarının hasta mahremiyetinden ayrı tutulamaz. Ancak hastalığın doğası gereği zaman zaman gerçeği değerlendirme yetilerinin bozulması, hezeyanlı ve halüsinasyonlu akut alevlenme tablolarının yaşanması ihtimali göz önüne alınarak hasta bilgilendirme formunda, hastanın gereğinde aranacak bir yakınının adı ve iletişim bilgileri bulunmalıdır. Hastanın gerçeği değerlendiremediği akut alevlenme dönemlerinde belirlenen bir yakınına haber verilmesi ve desteğinin sağlanması önemlidir.
Şizofreni hastasıyla ilgili sözlü bilgi, yazılı belge, epikriz ancak hastanın yazılı talebi üzerine düzenlenebilir. Kendisine veya kendisinin onamı alınarak birinci derece yakınına verilebilir. Ayrıca mahkemeler tarafından resmi yazıyla hastayla ilgili bilgi istendiğinde psikiyatri uzmanının uygun bulacağı şekilde kısıtlı bilgilendirme yapılır.
Şizofreni tedavisi sırasında sosyal destek hizmetleri sunuluyor mu?
Şizofreni hastalarının sosyal destek ve yardım alabilecekleri yerler toplum Ruh Sağlığı Merkezleri ve Şizofreni Hasta ve Yakınları Dayanışma Dernekleri gibi sivil toplum kuruluşlarıdır. Şizofrenisi olan hastalar, muhtaçlık durumlarına göre yetkilendirilmiş kamu hastanelerinin sağlık kurullarından alacakları engelli sağlık kurulu raporuyla maluliyet yüzdesine göre Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan maaş alırlar. Ayrıca belediyelerin sunduğu yardımlardan faydalanabilirler. Ebeveynin ölümü halinde onların emekli maaşlarından, sağlık ve sosyal yardım haklarından da yararlanabilirler.
Kaynaklar
Binbay T, Ulas H, Elbi H, Alptekin K. Türkiye’de Psikoz epidemiyolojisi: yayginlik tahminleri ve basvuru oranlari üzerine sistematik bir gözden geçirme. Turk Psikiyatri Derg. 2011;22:40-52.
İpçi, K. (2019). Şizofreni hastalarında iyileşme: öznel iyileşme ile nesnel iyileşme arasındaki ilişkinin araştırılması (Master’s thesis, Kocaeli Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü).
Son Yazılar.
Psikiyatri (Psikiyatr), ruh hekimliğidir. Asistanlık döneminde psikiyatri alanını seçmiş ve bitirmiş hekimler “Psikiyatrist” unvanını alırlar.



